Dağıstan Dağlı Kültürü - Kafkas Kültürü - Kafkasya - Kütüphane - Osmaniye Köyü sivas/zara, kültürel paylaşım ve iletişim
Osmaniye Köyü
Menü
Kütüphane raflar
Dağıstan [3]
Kafkas Kültürü [2]
Lisan-dil [0]
Savaşlar [0]
Sürgün [3]
Diğer [0]
Yazı tahtası
200
Anket
Siteyi nasıl buldunuz?
Toplam sorular: 682
Ana sayfa » Kütüphane » Kafkasya » Kafkas Kültürü

Dağıstan Dağlı Kültürü

        Dağıstan âdetleri denince genel olarak akla 'Dağlı Kültürü' gelir. Dağlı kültür, Kafkas Dağlıları'nın asırlar boyu kendi aralarında oluşturdukları ve onlara benlik ve şuur kazandıran karakterler bütünüdür. Dağlılar'da örf ve adetler, eski devirlerden beri yazılı olmayan bir kanunlar manzumesi mevkiini muhafaza etmiştir. Sosyal yapının temeli olan aile içinde ve aileler arasında gelenekler, daima bir merasim halinde uygulanır. Bu durum milli benliğin devamını sağlayan kuvvetli bir disiplinin varlığını gösterir.Eskiden kan davası, adam veya kadın kaçırma, hırsızlık gibi bazı kötü âdetler de bu Dağlı Kültürün bir parçası olarak bazı kavimler tarafından da teşvik ediliyordu. Meselâ Dağlı kültüre mensup Çeçenler'de başkalarının sürülerini sürüp götürmek, yol kesmek, düşmanlarını öldürmek....şerefli işler sayılıyordu ve durum genç kızlar tarafından teşvik ediliyordu. Öyle ki, böyle bir işle kendisini ispatlamadan genç bir kıza talip olan kimse hakir görülüyordu.

       Müslüman olduktan sonra, özellikle İmam Şâmil döneminde bu hastalıklar büyük oranda tedavi edilmiş ve Dağlı kültür, az sonra bir parçasını sunacağımız insani ve ahlâki erdemler bütünü haline gelmiştir. Dinin tesirinin azaldığı veya otorite boşluğunun doğduğu zamanlarda ise, özellikle kan davalarının tekrar ortaya çıktığı görülmüştür. Dağıstanlılar'ın âdât dedikleri âdetler bunlar için kanun hükmündedir. Âdetlerine son derece bağlı olan Dağlı kavimlerde bütün kararlar ve suçlara cezlar bu âdetlere göre verilirdi. Müslüman olduktan sonra Şeriat âdetlerin yerini almış, ancak İmam Şâmil bunun için çok mücadele etmiştir. Sonunda Şeriatı benimseyen Dağıstanlılar, buna da çok şiddetli olarak bağlanmışlar ve Dağlılar üzerinde her hangi bir konuda etkili olabilmenin yolu, Şeriat ölçülerine uymak olmuştur. Rus Çarı bunu bozmaya çalışmış, fakat başaramamıştır.
Dağıstanlılar'da en köklü âdetlerden biri misafirperverliktir. Dağlı atasözünde, "Öyle bir gün olsun ki, evine misafir gelmesin"denmiştir. Bu atasözüyle, Dağlıların evlerinde misafirsiz günün nadir olduğu ifade edilmektedir. Misafir, günün her saatinde, gece ve gündüz gelebilir. Özellikle öğle ve akşam yemeklerinde sofraya, o an bulunmasa bile, misafir için ayrı yemek kabı konur.

      Köye bir yabancı geldiğinde önce camiye gider, tanışma faslından ve nereden gelip nereye gittiği öğrenildikten sonra, yabancı köyde tanıdığı yoksa yaşlılar tarafından mutlaka bir eve götürülerek misafir edilir. Misafire evde ne varsa ikram edilir. Bir yokluk anında misafirin gelmesi ev sahibini çok mahcup eder; böyle durumlarda komşular misafir sahibinin yardımına koşarlar. Kumuk atasözünde, "Misafire yemek yediremeyebilirsin, ama onu güler yüzle karşılamalısın" denmiştir.Yemeğe "Bismillah" diyerek başlanır. Misafir yemekten sonra ev sahibine sağlık ve bereket için dua eder ve doyunca herkes "Elhamdülillah"der, sonra her iki elini yüzüne sürer. Köye yabancı bir tüccar geldiğinde, tanıdığı yoksa, ilk karşılaşan köylü onu evine götürmeli, daha sonra köylülere haber vermelidir. Köylüler malını satıp bitirmesine kadar tüccarı yalnız bırakmazlar.

      Dağlılar, başka milletten olup köyde bulunan yabancıya, utanıp sıkılmaması için ona çok iyi davranırlar. Adam, kendilerinden birinin yaptığı takdirde affetmeyecekleri bir hata bile yapsa, mutlaka affedilir. Çeçenler'de de misafirperverlik kutsal bir görev olarak kabul edilmektedir. Gözünü kırpmadan öldürebileceği bir kimse, davetsiz bile olsa bir Çeçen'in evine misafi olsa, Çeçen bu misafirine dahi canını verebilirdi. Yaşlıya Saygı, misafirperverlikten sonra ikinci ve çok önem verilen bir âdettir . Yaşlıya saygı gösterme, mukaddes bir görev olarak kabul edilir. Yaşlılarına saygı göstermeyen milletlerin geleceği olmadığına inanılır. Dağlı kültürüne göre, yaşlılar her zaman için milletin canlı hafızası olarak görülmüştür. Halk arasında yaşlılarla ilgili olarak şu söz söylenmektedir: "Yaşlı ölür evde boş/Genç ölür kalbde boş" Dağlı kültüründe yaşlılar, değerli bir akıl kaynağı sayılır ve zor ve kritik durumlarda onlardan daima tavsiye istenir. Yaşlıların olmadığı çoğu köylerde Dağlılar, tavsiye alacak kimseleri olmadığı için kendilerini yetim sayarlar. Dağlılar'da yaşlıların olmadığı bir meclis düşünülemez ve hiçbir münakaşa onlarsız çözülmez. Aile içi eğitim, yaşlıların kontrolündedir. Saygı konusunda yaşlıların yerli veya yabancı olmasının farkı yoktur.

      Ebeveyne ve diğer büyüklere saygı da Dağlı kültürünün önemli bir parçasıdır. Büyüklerden biri odaya girdiğinde, küçükler mutlaka ayağa kalkıp yer gösterirler. Büyükler yer göstermedikçe küçükler oturmazlar. Yemeğe önce büyükler başlar. Bir yaşlı, kim olursa olsun, gençlerin uygun olmayan davranışlarına müdahale edebilir. Yaşlıların yanında gençler kavga edemez, oyun oynayamaz, sigara içemez. Dağlı atasözünde, "Saygı görmek isterse, saygı göster" denmiştir. Dağıstan'da halk inanç ve ibadetlerine çok düşkündür. Sovyet sisteminde önce her köyde cami bulunuyordu. Büyük merkezlerde ise Cuma namazı için büyük camiler vardı. Beş vakit namaz asırlar boyunca yerine getirilmektedir. Abdest için su yoksa temiz toprakta teyemmüm alınırdı. Dağıstan'da fakirlere yapılan yardıma'sadaka' denir. Her Cuma günü sadaka olarak evlere yiyecek dağıtılırdı. Genellikle sadakayı yakınları ölenler dağıtırlardı. Fakirlere yalnız yiyecek değil, yakacak da verilirdi. Mahsûlü az olan köye, komşu köyler yardım ederlerdi. Verilen zekâtlar fakirler için camide bir fonda toplanırdı. Eskiden bazı topraklar ve kitaplar vakfedilirdi.

      Dağıstan'da Ramazan ayı mukaddes bir ay kabul edilir. Bu ayda oruç (uraza) tutulur, yemek yedirilir, sadaka verilir. Oruç bitince bayram naması kılınır, Kur'an okunur. Kurban Bayramı'nda bayram namazından sonra tekbir okunur, Dağlılar birbirlerinin bayramını tebrik eder ve kurban keserler. Cami imamının yanında Dağıstan'ın değişik yerlerinden öğrenciler bulunur. Bunlar camide yaşar, halkın verdiği sadakalarla geçinirlerdi. Sabah erken kalkarak ilahiler okurlardı. Eskiden Dağlılar yola çıkarlarken yanlarına yiyecek çantası ve bir de baston alırlardı. Dindarsa eline bir de tesbih alır, genellikle su bulunan yerlerde dinlenir ve abdest alıp namaz kılarlardı. Dağıstanlılar'ın çok köklü âdetlerinden birisi, "es-Selâmualeyküm", "Aleyküm Selâm" şeklindeki selamlaşmalarıdır. Bu âdet bütün milletler tarafından aynı sözlerler benimsenmiştir. Bu sözlerle, her yerde barış ve dostluk dilek ve düşüncesi ifade edilir. Dağıstan'da iki kişi veya bir kişi bir topluluk ile karşılaştığında mutlaka bu sözlerle selâmlaşılır. Bu selâm sözlerinin yanısıra her milletin kendi dilinde, "Hayırlı sabahlar", "Merhaba" anlamına gelen ve iyi dilekleri ifade eden çok çeşitli selâm sözleri de vardır.

      Selâmlaşmanın arkasından., sık sık karşılaşılmıyorsa tokalaşılır .Selamlaşmanın bazı kuralları da vardır: Atlı yayaya, küçük büyüğe, ayakta olan veya yürüyen oturana, tek olan kalabalığa selâm verir. Eskiden kadın erkeğe, erken kadına selâm vermez ve bir erkek, sadece kadınların bulunduğu bir eve girmezdi. Bugün bu âdet ortadan kalkmaktadır.
Dağlılar'ın savaş kültürü de ilginçtir. Dağlılar için düşmana teslim olmaktansa ölmek iyiydi; zillet içinde yaşamaktansa izzet içinde ölmeyi tercih ederlerdi. Gerektiğinde kadın ve çocuklar da savaşta erkeklerine yardım ederdi. Ancak düşman eline sağ geçmeyi kabul etmeyen kadın böyle durumda ya kendisini ve çocuğunu öldürür veya bunlar erkekleri tarafından öldürülürdü. Böyle durumlarda kadınlar çoğu kez kendilerini çocuklarıyla beraber uçurumlardan atarak intihar ederlerdi. Yaralı bir Dağlı, canını pahalıya satar, son nefesinde bile birkaç düşmanı öldürmeyi kâr sayardı. Bir kısmına temas ettiğimiz ve düğün, nişan, cenaze, gıda, giyim......gibi ferdi ve sosyal hayatın diğer yönleri ile ilgili unsurları bulunan bu Dağlı kültürü, dağlık bölgelerde canlı bir şekilde varlığını devam ettirmektedir. Bu gerçek Sovyetler zamanında da dile getirilmiş; Kafkas köylerinde milli- dini âdetlerin geniş ölçüde uygulanmakta olduğundan bahseden Agitator adlı bir dergi, bunları mazinin kalıntıları olarak değerlendirerek köklerinin kazınması gerektiğini yazmıştır.

      Şehirlerde ise özellikle din ve ibadet esaslı olanları yok denecek kadar zayıflamış olduğu görülmektedir. Yılbaşı, nevruz, doğum günü gibi din esaslı olmayan kutlamalara fevkalade önem verilirken; şehirlerde, Ramazan ve Kurban Bayramları ile kandil gecelerinin kutlandığına dair göze batacak bir faaliyet görülmemektedir. Bununla beraber '90lı yılların başından itibaren dine karşı bir yöneliş çok bariz bir şekilde göze çarpmaktadır. Çok sayıda yeni camiler inşa edilmekte, Arapça ve din eğitimi veren okulları açılmaktadır. Misafirperverlik ise, ekonomik sıkıntılara rağmen öneminden bir şey kaybetmemiş durumdadır.



Kaynak: http://www.ozturkler.com/turkler.php?id=2273
Kategori: Kafkas Kültürü | Ekleyen: bejdal (2008-07-25) | Yazar: bejdal
İzlenme: 867 | Reyting: 0.0/0 |
Toplam yorumlar: 0
Name *:
Email:
Code *:
Giriş
Arama
Blok
İstatistik

Sitedeki Toplam Kişi: 0
Misafir: 0
Üye: 0
Copyright MyCorp © 2014 Create a website for free